Medine’de Bir Gun..
Vucud Ikliminin Sultani Sensin..
Efendim., Derdimin Dermani Sensin..
Bu cism-i Natuvanin Can’i Sensin..
Efendim, Derdimin Dermani Sensin..
Dilimizde Haci Arif Bey’in Peygamber Efendimiz S.A.V icin yazdigi bu guzel tini ile yollara dustuk. Medine yollarindayiz. En son Ramazan Bayraminda ziyaret ettigimiz, her zaman aklimizin bir kosesinde duran, en guzel kosesinde duran sehir Medine.. Bu topraklarda yasadigimiz icin kendimizi ne kadar sansli hissediyorsak, bu topraklarda yasayip da daha sik Medine yollarina dusmedigimiz, bu sefkat dolu, bu anac , bu havasi mis gibi huzur kokan topraklari daha siklikla ziyaret etmedigimiz icin de bir o kadar bedbaht sayiyoruz kendimizi..

Her yola cikisimizda icimizde ayni heyecan beliriyor. Rota Medine olunca dilimizde surekli O’na salat ve selam, kalbimizde adeta titreyen bir heyecan, yapamadiklarimiz icin bir pismanlik, ama yine de herseye ragmen O’na ummet olmanin verdigi bir umit.. Umit etmek bizim icin. Biz ki; tum ummetlerden sansliyiz. Biz ki; tum bu kalp katiligimiza ragmen O’nun sefaatini umuyor, sefaatinin Ummetinden buyuk gunahlar isleyenlere olacagini umuyor, daha da umit var oluyoruz..
Yolculugumuz 3/5 saat suruyor. Cidde- Medine yollari alabildigince corak topraklar, col.. Kirac vadiler.. Deve suruleri.. Bunca zengin Suudi yonetimine ragmen yollarda ne dogru duzgun bir dinlenme tesisi var, ne de abdest alinabilecek gercekten temiz bir yer.
Yolun yarisinda Ikindi namazi icin durakliyoruz. Bakimsizliga terkedilmis bir virane mescidde, seferi namazlarimizi kiliyoruz. Henuz yolu yarilamamis olmamiza ragmen, havanin inanilmaz derecede Cidde’den soguk oldugunu hissediyoruz. Soguk iliklerimize islemis olmasina ragmen, bize Turkiye kisini hatirlattigi ve buralarda nadir usuyebildigimiz icin sikayetci olmuyoruz.
Namazlarimizi kilip yola devam ediyoruz, aksam namazi vakti Medine’ye , Mescid’i Nebevi’ye yetisiyoruz..
Medine en tenha zamanlarini yasiyor. Henuz Umre’cileri bagrina basmamis, ya da belki henuz bir ulkeye kapilarini acmis Medine. En tenha zamanlarini yasamasina ragmen yine de kalabalik. Hava inanilmaz derecede guzel.. Aksam namazimizi Mescid’i Nebevi’nin bahcesinde kiliyoruz..
Gunlerden persembe oldugu icin, cogu Musluman kardesler oruclu. O’nun (s.a.v) yaptigi gibi.. Ezan ile kamet arasi cogu mu’min yere sofrasini sermis. Menu her zamanki gibi. Yogurt, Arap kahvesi, hurma ve bir parca ekmek..

Yatsi namazini beklemek icin Harem’den cikmiyoruz. Aksam namazi sonrasi abdestlerimizi tazeleyip. bu sefer Harem’in icine girebilmek icin ayaklaniyoruz.
Namazi kildiran ses, o her zamanki asina oldugum, bundan seneler once, henuz Arabistan yollari bize gozukmemisken de surekli dinledigim ses. Abdurrahman El-Huzeyfi. Ama bu sefer ses biraz daha yaslanmis. Yine de bunca tanidik ve muthis bir sesin hazzina, Mescid’i Nebevi’de Peygamberimizin yaninda kildigimiz namazin hazzi eklenince ruhlarimiz cus’a geliyor..
Gerek Kabe’de gerekse Medine’de namaza duruldugu vakit ortak ozelliklerden biri cereyan eder, imamin sesine olanca gucleriyle aglayan cocuklarin sesleri eslik eder. Bazen o kucucuk, hatta neredeyse yeni dogmus olmasina ragmen cocuklarini Mescide getiren hanimlari hayretle izlerim. Bebeklerini yanlarina yatirip namaza dururlar. Betonmus, sogukmus, klima carparmis, bebek hasta olurmus gibi bir endise tasimazlar. Cogunun cok sayida cocugu olsa dahi, bebekler haricindeki yasca biraz buyuk cocuklarinin uslu durmalari, sessizce annelerini beklemelerine sasiririm hep. Bizler Turk olarak cocuklarimizin uzerine o kadar titriyoruzdur ki, onlari camiye bile goturmeyiz cogu zaman. Hele ki birimiz bebegini boyle yere yatirsa kazara, kac anac Turk annenin o kisiyi uyaracagini tahayyul bile edemiyorum.
Yatsi namazindan sonra Peygamberimizin Kabr’i Serifi’nin ziyarete acilacagini ogrenip heyecanlaniyoruz. Beklesen o kalabaligin arasina biz de katiliyoruz. Yanimdaki arap hanima ziyaretin ne zaman acilacagini soruyorum. Tis’a illa rubug.. Diyor. Illa rubug’un ceyrek gece mi, yoksa ceyrek kalami oldugunu dusuyorum. Tam da o sirada bana Turk olup olmadigimi soruyor. Turk oldugumu ogrenince de neresinden oldugumu soruyor.
Nereli oldugumu burada soranlara bazen Istanbullu oldugumu soyluyorum. Yalova’yi tanimayacaklarini dusuyorum. Ama bu bayana Yalova’li oldugumu soyluyorum. Gozleri parliyor. Bilmem kac sene once Yalova’ya geldigini, cok begendigini, Gokcedere’yi, Termal’i bildigini soyluyor. Yanindaki annesini tanistiriyor. Annesi Turkiye’yi oyle cok seviyormus ki, oraya ikinci memleketim diyormus. Ben de Yalova’yi bilen bir Suudi Bayan ile tanistigim icin memnun oluyorum. “Forsa Saida” diyorum. Bayan beni daha da soru yagmuruna tutuyor. Ziyaret saatinin baslamasi uzerine hanim ile vedalasma firsati bile bulamadan kendimizi kosa kosa O’na giden kalabaligin icinde kosar buluyoruz.
Bunca tenhaliga ragmen yine de izdiham.. Allah allah nidalari ile insanlar Peygamber’ (s.a.v) in yanina kosmakta. Annesinin kucaginda tebessumle uyuyan bebekleri goruyorum. Yanimdaki kucuk kizimi cekelerken bir yandan da birlikte Salat’u Selam getiriyoruz.

Nihayetinde kabrinin yanina kadar sokuluyorum. Ilk varanlardan olmamin verdigi rahatlik ile bos yer buluyor, hemen iki rek’at namaz kiliyorum.. Namazdan sonra ellerimi acip dua ediyorum. Allah’tan O’nun hurmetine dileniyorum. O’na layik ummet olabilmeyi istiyorum. Cennette de O’nunla olabilmeyi. Gozlerimden yaslar bosaniyor. Beni aglarken goren kucuk kizim nicin agladigimi soruyor. Peygamberimizin yaninda oldugum icin duygulandigimi soyluyorum. Sonra o da gozyaslarini siliyor. Peygamberimizin bizi gorebildigini, selamimizi alabildigini soyluyorum. Selamlar yolluyoruz, binler selamlar yolluyoruz. Tipki o izdihamda ayni ben gibi gozyaslariyla selamlar yollayan yuzlerce insan gibi..
Ayrilik vakti geldiginde ayaklarimiz geri suruyor, bunca gitmek, ayrilmak istemememize ragmen ayriliyoruz, yuregimiz ezik, yuregimiz iki buklum.. Girerken nasil kosar adimlar ile girdiysek yanina, ayrilirken de bir o kadar yavas adimlarimiz. Gitmek istemiyor, kalmak istiyor, hep kalmak istiyor. Hep O’nunla kalmak istiyor. Ama nafile.
Harem’in cikis kapisina giderken kucuk kizim yine gelicegimizi, Peygamberimiz bizi unutsa bile bizim kendimizi hatirlaticagimizi soyluyor. Biraz mutebessim, biraz buruk, harem’den cikiyoruz. Neyse ki otelimiz hemen Harem’in dibinde. Bir gece dahi olsa biz buradayiz, onun yanindayiz.
Ertesi gun Cuma namazi icin yine Harem’deyiz. Hayatimin ilk Cuma namazini kiliyorum. Bayanlar Cuma namazi kilar mi ? Elbette kilar. Cuma hutbesinden sonra hepbirlikte Cuma namazimizi eda ediyoruz. Ve Salatlar.. Ve Selam’lar..
Cuma’dan sonra otele cikiyoruz. Malesef ki , donus zamani geliyor, namazdan sonra bir Turk lokantasinda duraklayip, oradan da arabadan inmeden Uhut Sehitlerini selamlayip Cidde yollarina dusuyoruz.
Medine’den ayrilmak cok zor. Ayrilirken yasadigim duygularin tarifi mumkun degil. Bu kadar yakin mesafedeyken ben bu duygulari yasiyorsam ayrilirken, buraya gelen milyonlarca insanin ayrilislarini, yogun duygularini tahmin edemiyorum. Kalbim ezik, sanki yillardir himayesinde buyudugum bir akrabamdan ayriliyorum. Sanki bana Islam’i anlatan, sonra usanmadan tekrar anlatan bir aile buyugum. O kadar yakinlik kesbetmisiz ki, tum milyarlarca insanin ayni yakinligi duydugu Peygamberimiz ile, tum gormemisligimize ragmen derunumuza islemis. Cok sukur.
Tum bu huzne ragmen, yine de Peygamberimiz’e 3/5 saatlik yakin bir mesafede oldugum icin Allah’a sonsuz sukrediyorum.
O’na, Al Ve Ashabi’na binlerce kez Salat’u Selam olsun..
Rabbim O’nu biz gunahkarlara sefaatci kilsin..
Amin..



